Barış Eroğlu

Barış Eroğlu

       

KARNE HEDİYESİ


Her eğitim öğretim döneminin sonunda heyecanla beklenen, kimilerini sevindiren, kimilerini hüzünlendiren, öğrencilerin derslerdeki başarı durumunu ve okula devam durumunu gösteren belgeye karne adını veririz.

Karne günü aynı zamanda hesap günü olarak da adlandırılabilir. Başarılar, başarısızlıklar, doğru davranışlar için değerlendirmelerin yapıldığı gündür. Karnesi başarılı olanlar tebrik edilirken, başarısı düşük olanlar ise teselli edilir.

Bir de karne hediyesi vardır. Çocuklara emeklerinin karşılığı olarak söz verilen…

Bu hediye bir kitap, bir çikolata, bir oyuncak ya da bisiklet olabileceği gibi öğrencinin istediği bir eşya da olabilir.

Peki, siz bir öğrenci olsanız karne hediyesi olarak ne isterdiniz? Hiç düşündünüz mü?

Muhtemelen bir çocuk gibi düşündüğünüzde ilk tercihiniz bir oyuncak, bir çikolata olurdu. Sizi en çok mutlu edecek şey…

Bugün sosyal medyada izlediğim bir videoda ise küçük bir öğrenci, annesinden karne hediyesi olarak kasaptan alınan ‘et’ istiyordu…

Küçücük bir çocuğun hayal ettiği hediyenin bir istekten çok bir ihtiyaca dayanması gerçekten düşündürücüydü.

Temel ihtiyaçlarımızı alabilmek bizler için bir lüks haline mi geliyordu?

Emeklerimizin karşılığının alım gücü çocuklarımızın hayal gücünü karşılamaya yetmiyor muydu?

Sorularımızın cevabı aslında bu küçük çocuğun hayallerinde gizliydi. Yani emekçiler için ‘et’ alabilmek belki de bir hayal oluyordu.

Tam da tüm çalışanların sabırsızlıkla beklediği Ocak ayı içerisindeyiz. Çalışanların maaşlarından vergi yükünün azaldığı, daha doğru bir ifade ile zamlı maaşı görebildiğimiz ilk aylardan birindeyiz. Memur ve emeklilerin aylıklarına %30 oranında yapılan artışın yanıp bitip küle döndüğünü hissettiğimiz ilk ay…

Geçen yıldan bu yana, evimizin temel 26 ihtiyaç maddesinin fiyat değişiklikleri üzerinde yapılan araştırmaya göre yıllık hissedilen enflasyonun %220’nin üzerinde olduğu belirlenmiştir. Yani bizden kepçeyle alınan ve alınacak olanlara karşılık verilen zammın bir çay kaşığını bile doldurmaya yetmeyeceği açıkça görülmektedir.

Fiyat artışları her ihtiyaç alanında sürerken çalışanların başını soktuğu kiralık evlerin ücretlerinde de yüksek artışlar görülmektedir. İstanbul’da yaşayan bir öğretmenin orta halli bir eve ortalama on-on beş bin lira kira ödemesi gerektiğini düşünürsek aldığı maaşın tamamından daha fazlasını aylık kira olarak harcanması gerektiği açıkça görülmektedir.

Yapılan çeşitli hesaplamalara göre ülkemizde açlık sınırı 11-12 bin TL, yoksulluk sınırı ise 22-24 bin TL olarak belirlenmiştir. Bu durumda ise öğretmenler açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasında bir ücretle çalışmaya mahkum edilmişlerdir.

Bu ekonomik şartlarla geçinebilmenin hayal olduğu gerçeği ile karşı karşıya olan öğretmenler tepkilerini ise kendilerini savunmaktan aciz olan yetkili sendikadan istifa ederek göstermişlerdir. Artan tepkiler üzerine istifaları durdurmakta zorlanan yetkili sendika ise başka sendikaların önünü kesebilmek adına sendika aidatlarından faydalanabilmek için %2 baraj şartı getirilmesi konusunda bakanlıkla anlaşmıştır. Yani yetkili sendika kendi gücünü sürdürebilmek için bakanlıktan yardım almıştır.

Sonuç olarak öğretmenler geçim derdindedir. Öğretmen maaşları en azından yoksulluk sınırının üzerinde olmalıdır. Öğretmenler geçinebilmek için ek iş yapmak mecburiyetinden kurtarılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki:

’Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder. Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir..’(Başöğretmen Atatürk)